






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Legal Hukuk Dergisi, Yıl 2025 Sayı 274 Ekim</title>
    <link>https://basvuru.legaldergi.com.tr/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=3365</link>
    <description>Legal Hukuk Dergisi</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2025-10-16</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>İNSAN HAKLARI HUKUKUNDA ALTERNATİF UYUŞMAZLIK ÇÖZÜM YÖNTEMLERİ VE DOSTANE ÇÖZÜM</title>
      <link>https://basvuru.legaldergi.com.tr/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81938</link>
      <guid isPermaLink="true">https://basvuru.legaldergi.com.tr/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81938</guid>
      <author>ufuk ramazan çakmak  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Adalete erişim hakkı, geleneksel olarak mahkemeler aracılığıyla kullanılan bir hak olarak anlaşılmıştır. Bununla birlikte günümüzde alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri (AUÇ) gittikçe önem kazanmaktadır. İnsan hakları hukuku alanında başlıca alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri arabuluculuk ve uzlaştırmadır. Dostane çözüm ise geleneksel anlamda bir AUÇ yolu olmasa da olağan yargılamaya alternatif bir usuldür. Bireylere davalarının geleceğini kontrol edebilme hakkı tanıyan AUÇ yollarının maliyet ve zaman gibi konularda önemli avantajları bulunur. Uluslararası insan hakları hukukunda hâkim olan anlayışa göre, etkili yargısal koruma hakkı sadece devlet yargısıyla sınırlı olarak anlaşılmamalıdır. Alternatif uyuşmazlık çözüm yolları, yeterli güvenceleri taşımaları koşuluyla adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil etmez. &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-style: italic;"&gt;Ulusal hukuk sistemlerinde ciddi insan hakları söz konusu olduğunda bu tür uyuşmazlıkların çözümü için alternatif uyuşmazlık çözüm yolları tercih edilmemektedir. Uluslararası insan hakları hukukunda ise dostane çözüm, mutlak nitelikli haklarda da uygulanabilmekte olup bu tür haklar söz konusu olduğunda daha dikkatli bir değerlendirme yapılmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-10-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>6362 Sayılı Sermaye Piyasası Kanuna Göre Yatırım Fonları ve Fon Yatırımcısının Korunması</title>
      <link>https://basvuru.legaldergi.com.tr/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86872</link>
      <guid isPermaLink="true">https://basvuru.legaldergi.com.tr/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86872</guid>
      <author>Gülçin ÇAMGülçin ÇAM </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Yatırım fonları, sermaye piyasası yatırım araçlarından birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Yatırımcılar fon kurucusundan, risk profiline göre tercih edeceği fonları katılım payı karşılığında almaktadır. Halihazırda portföy yönetim şirketlerinin hazırladığı iç tüzüğe dayanılarak çıkarılan fonların kurucusu ile yatırımcı arasında sözleşme yapılırken yatırımcının pasif konumda olması hem finansal hem hukuki anlamda korunması ihtiyacını artırmaktadır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Yatırım fonlarına yönelen yatırımcıların sermaye piyasasında güven, istikrar ve şeffaflık içinde faaliyetlerini sürdürmesi için piyasa aktörlerinin düzenleyici kurallara uyması gerekmektedir. Yatırım fonlarının piyasaya çıkması ile alım-satım işlemlerine konu olması sürecine ilşkin 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ve ikincil mevzuatta özellikle III-52.1 sayılı Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği düzenlemeleri kapsamında kalan çalışmada yatırım fonlarının hukuki niteliği ve yatırımcının korunması hususu ele alınmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-10-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yüksek Mahkeme Kararları Işığında Kuzey Kıbrıs Ceza Hukukunda Kusur Yeteneğini Etkileyen Nedenler</title>
      <link>https://basvuru.legaldergi.com.tr/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81292</link>
      <guid isPermaLink="true">https://basvuru.legaldergi.com.tr/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81292</guid>
      <author>ÖZDE BAYRAKTAR </author>
      <description>&lt;p class="p1"&gt;Kusursuz ceza olmaz ilkesi uyarınca bir kişinin işlemiş olduğu bir fiilden dolayı cezalandırılabilmesi için her şeyden önce kusur yeteceğinin bulunması yani doğruyu yanlıştan ayırt edebilme ve davranışlarını buna uygun olarak yönlendirebilme yetisinin bulunması gerekir.&lt;span class="Apple-converted-space"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Kusurluluğu etkileyen nedenlerden birinin varlığı halinde kişi suç teşkil eden eylemden dolayı&lt;span class="Apple-converted-space"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;ya hiç cezalandırılmamakta ya da sorumluluğu azalmaktadır. Kusur yeteneğinin, hareketin yapıldığı sırada bulunması gerekir. Çalışmanın amacı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ceza hukukunda kusurluluğu etkileyen nedenlerden akıl hastalığı, sarhoşluk ve yaş küçüklüğünü ele almaktır. Fasıl 154 Ceza Yasası’nın 11-14. maddeleri arasında düzenlenen bu nedenler, Yüksek Mahkeme kararları ışığında ele alınmıştır. Anglo-Sakson hukuk sisteminin esas alındığı KKTC’de çalışmada ele alınan hususlar bağlamında ne gibi eksik ve aksaklıklar olduğu üzerinde durulmuş ve çözüm önerileri sunulmuştur. Çalışmada yeri geldiğince, kusur yeteceğini etkileyen durumlarda Türk hukukuyla ne gibi farklılıkları olduğuna değinilmiş, İngiliz hukukundan örnekler verilmiştir.&lt;span class="Apple-converted-space"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-10-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AB Hukuku ve Kıbrıs Meselesi: Katılım Sonrası Dönemde Yeni Teşviklere İhtiyaç Var mı?</title>
      <link>https://basvuru.legaldergi.com.tr/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81820</link>
      <guid isPermaLink="true">https://basvuru.legaldergi.com.tr/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81820</guid>
      <author>ECEM KOCAOGLAN </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 18.0pt; line-height: 150%;"&gt;Bu makale, Kıbrıs’ın 2004’te Avrupa Birliği’ne katılımından sonra Avrupa Birliği’nin adadaki rolünü ve Kıbrıs meselesine yönelik yaklaşımını incelemektedir. Özellikle Kıbrıslı Türklerin beklentileri, Avrupa Birliği’nin Kıbrıs’a yönelik teşviklerinin etkinliği ve adadaki çözüm sürecine katkısı değerlendirilmektedir. Makale, Avrupa Birliği’ne katılım sonrası dönemdeki AB’nin Kıbrıs meselesine çözüm bulma konusunda yetersiz kaldığı ve yeni teşviklere ihtiyaç duyulduğu argümanını savunmaktadır.</description>
      <pubDate>2025-10-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ARİSTOTELES’İN ADALET ANLAYIŞI TEMELİNDE TÜRKİYE’DE VATAN HİZMETİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://basvuru.legaldergi.com.tr/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86750</link>
      <guid isPermaLink="true">https://basvuru.legaldergi.com.tr/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86750</guid>
      <author>Özgür AYDIN  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="mso-fareast-language: TR;"&gt;Eski Yunan Kent Devletleri, devlet teorisi alanında araştırma yapanların güncel bir meseleye çözüm aradıklarında inceleyebildikleri ve çözüm yoluna ilişkin önemli veriler bulabildikleri örneklerden birisidir. Kent devletleri içinde en çok örnek alınan ve araştırılan Atina Kent Devleti’dir. Atina’nın toplum yapısı, vatandaşlık şekli, demokrasiyi uygulama biçimi, hak ve özgürlüklere yaklaşımı gibi konular; tarihsel gelişmelerin seyrini takip edebilmek ve yorumlayabilmek için kullanılmaktadır. Bu kavramların Atina Kent Devleti’nde ne anlama geldiğine odaklanan ve bulgular ile günümüz problemlerine çözüm arayanlar bakımından öne çıkan filozoflardan biri ise Aristoteles’tir. &lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="mso-fareast-language: TR;"&gt;Aristoteles; Kent Devleti’nin sorunlarını ve gelişimini özellikle sosyolojik açıdan tahlil eden, elde ettiği tespitleri adalet temelinde yorumlayan bir filozoftur. O’nun içinde bulunduğu durumu adalet temelinde yorumlama kaygısı, Atina Kent Devleti’nin bu sayede sürekli olabileceğine ve toplumun adalet etrafında örgütlenebileceğine inanmasındandır. Aristoteles’in adalet kaygısı; kavramı dağıtıcı adalet, denkleştirici adalet gibi türlerle tanımlamayı gerektirmiş ve bu türler günümüzün birey-devlet ilişkisine sosyal devlet, liberal devlet gibi çözümlemeler sunmuştur. &lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="mso-fareast-language: TR;"&gt;Bu makale; anayasasında kendisini sosyal devlet olarak tanımlayan Türkiye’de, yine anayasal olarak her yurttaş için hak ve yükümlülük şeklinde tanımlanan vatan hizmetinin yerine getirilişini, Aristoteles’in adalet anlayışı temelinde değerlendirmektedir. Makalede vatan hizmetine dair cevaplanmaya çalışılan temel soru; bireyler açısından nasıl yerine getirilmesi gerektiği tartışmasından ziyade, toplumun tümünü kapsaması ve adalet türleri içinde benimsenebilir zemine oturtulmasıdır. Dolayısıyla, makalede adalet kavramının Aristoteles tarafından nasıl yorumlandığı, vatan hizmetinin Türkiye’de yerine getiriliş şekli ve mevcut düzenlemelerin Aristoteles’in adalet anlayışı ile uyuşan ya da çelişen yönleri ele alınmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-10-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


