ÖZ
Çalışmada, ceza muhakemesi hukukunda katılma hak ve yetkisinin sınırları, işlevi ve özellikle suçtan doğrudan zarar görme ölçütü kapsamlı biçimde ele alınmaktadır. Katılma kurumu, mağdurun ceza yargılamasına müdahil olmasına imkân tanıyan önemli bir usul aracıdır. Ancak uygulamada, suçtan zarar görmenin tespiti konusunda ölçüt birliği sağlanamaması, keyfilik ve belirsizlik doğurmaktadır.
Ceza genel hukukunda yer alan tehlike ve zarar suçlarına ilişkin genel bilgiler aktarıldıktan sonra; muhakeme hukukundaki zarar ve maddi hukuktaki zarar kavramları karşılaştırılmıştır. Buna göre suçtan zarara görme ölçütü incelenmiştir. Ceza Muhakemesi Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nda (hatta bazen özel ceza kanunlarında) mağdur, şikâyetçi, suçtan zarar gören kavramlarının birbiri yerine kullanılması eleştiri konusu yapılmıştır. Katılma hakkının kimlere tanındığı, kamu kurumlarının davaya hangi sebeple katılma hakkı elde ettiği de aktarılmıştır.
Sonuç olarak, ceza muhakemesinde katılma hakkının sağlıklı ve öngörülebilir şekilde uygulanabilmesi için doğrudan zarar görme kavramının normatif olarak açık tanımlanması ve uygulama birliğinin sağlanması gerektiği vurgulanmaktadır.
This study examines the legal nature, scope, and function of the right to participate in criminal proceedings, with a particular focus on the criterion of suffering direct harm from the offence. Participation serves as an important procedural tool enabling victims to intervene in criminal trials.
The article begins with a general discussion on offences of harm and danger in substantive criminal law and then compares the notion of “harm” in procedural and substantive contexts. The use of terms such as “victim,” “complainant,” and “injured party” interchangeably across the Turkish Penal Code, the Code of Criminal Procedure, and special statutes is criticised. It also addresses who is entitled to participate and under what conditions public institutions may be granted such status.
Ultimately, the study calls for a clear normative definition of “direct harm” and for greater consistency in judicial interpretations to ensure the effective and predictable application of participatory rights.